NEDEN KOLAY KANDIRILIYORUZ?

Ayrımcılığa yol açan nedenler beynimizde mi saklı?

Biz insanlar sosyal varlıklarız ve bu yüzden de gruplar olarak bir aradayız. Biyolog ve doğa tarihçisi Darwin’e göre birbirimize gösterdiğimiz merhamet ve ilginin zihinde özel bir amacı var. Amaç bir tür olarak ayakta kalmamızı sağlamaktır. Tarih boyunca, zor şartlarda birlikte mücadele ettik. Varlığımızı böyle sürdürdük. Bir araya geldik, iş bölümü yaptık, vahşi hayvanlar ve diğer tehlikeler karşısında birlik olup, kendimizi koruduk. 

Mağaralarda yaşanılan günlerden öğrenilen bu davranış modelini de günümüze kadar getirdik. Bugün, eski çağların tehditkar durumları artık hayatımızın bir parçası olmasa da, insanları gruplara ya da sosyal kategorilere ayırmaya devam ediyoruz.
Bu alışkanlığımız yarardan çok, zarar vermeye başlasa bile! Kendi grubumuzdan gördüklerimizle birlik duygusu hissetmek, onlara empati duymak güçlendirici olsa da; diğerlerini insan değil de, sanki birer nesneymiş gibi algılama riskini de göz ardı edemeyiz. Şirket içindeki silolaşmadan, ayrımcı toplumsal hareketlere, hatta bugün utanç duymamıza yol açan soykırımların arkasında yatan insan doğası olmasın sakın?

Dr. Lasana Harris beynin toplumsal ağı, özellikle de medial prefrontal korteks (MPFC) üzerine bir dizi deney gerçekleştirdi. Beynin bu bölgesi başka insanlarla etkileşime girdiğimizde, ya da onları düşündüğümüzde aktive oluyor. Ancak ilgimizi cansız nesnelere örneğin bir kahve kupasına yönlendirdiğimizde etkinlik göstermiyor. Harris, deneylerinde farklı toplumsal gruplardan insanların, örneğin evsizler veya madde bağımlıları gibi, fotoğraflarını göstererek gönüllü deneklerin beyinlerinin verdiği tepkileri kayda geçirdi. Denekler eğer bu kişileri tanımıyor ya da bu gruplardan insanlarla özel bir deneyime sahip değilse, onları birer nesne olarak algıladılar. MPFC bölgesi etkinleşmedi. (1) Beynimizin bu özelliği, halkların, propoganda ustaları tarafından tarihte ustaca manipüle edilmesine yol açtı. Soykırımlar tarihin utanç duvarında yerini aldı. Naziler Yahudileri insan olarak görmediler, Ruslar Çerkezleri, Bosnalı Sırplar Müslüman Boşnakları, Ruanda’da Hutular Tutsuları…

Ancak artık nörobilimin de gelişimiyle, kendimizi ve zaaflarımızı daha iyi anlayabiliyoruz. Kendi grubumuzun dışında, özellikle de tehdit olarak gördüklerimizi kolayca nesneleştirebiliyoruz. Eğer onlarla bir deneyimimiz olmamışsa,  kendimizle özdeşleştirmiyoruz. Acılarına karşı duyarlı olmuyor, empati göstermiyor ve sorumluluk hissetmiyoruz. Vicdanımız devre dışı kalıyor. Bunun üstesinden gelmek ise, eğitim ve grup dışındakilerle etkileşime geçerek mümkün. Onlarla iletişim kurarak, hikayelerini dinleyerek, birlikte vakit geçirerek, ortak deneyimleri paylaşarak, dar kategorilere sıkışmak yerine grubumuzun sınırlarını da genişletebiliriz. Sonuçta hepimizin etnik köken, millet, din, cinsiyet gibi çeşitli farklılıkların dışında buluştuğumuz ortak bir grup var: O da insan olmak.

Arzu Pınar Demirel
Headline Kurucusu

Bu yazı Renklerin Ritmi rehberinden alınmıştır. Rehberi göndermemizi isterseniz akademi@headline.ist adresine yazabilirsiniz.

 

Kaynaklar:

1- David Eagleman, Beyin Senin Hikayen, Domingo Yayıncılık, 2016.

2- The Guardian, Nörobilimciler beynimizin insanları nasıl nesneleştirdiğini gösteriyor.Video: ”Seyirci etkisi”, 2 Ocak 2019.

Yorum yap