İÇERİDEKİLER VE DIŞARIDAKİLER

Headline Diversity Kurucusu Arzu Pınar Demirel

Koronavirüs salgınınında büyük bir seçimle karşı karşıyayız:

  • Kendimizi mi kurtaracağız? Ve dünya bu virüsle baş edebilen ”güçlülere” mi kalacak?

  • Birbirimizi gözederek, toplumun kırılgan kesimlerini de dışarıda bırakmayarak, birlikte mi bu salgının üstesinden geleceğiz?

 

Eski toprak ve kendi kendisini var eden bir babanın kızı olarak aşırıya kaçmamayı ve bir kenara ayırmayı küçük yaşlarda öğrendim. Evimizde küçük bir oda kilere çevrilir ve babamın köy köy dolaşarak topladığı sağlıklı yiyeceklerle dolu olurdu. Kapımız da dara düşen herkese açıktı. Ailemi; kısa bir süre içinde ard arda annemi ve babamı kaybettiğimde, kendimi o kileri sürekli doldururken buldum. Dünyada tek başınaydım artık. O dopdolu kiler ise sanki korkularımı savuşturacak ve beni olası tüm tehditlerden koruyacak güvenli ortamı yaratacaktı. Bir süre sonra, sanırım ruh halim normale dönmeye ve sağduyumu yeniden kazanmaya başladığımda kilere ihtiyacım olmadığına karar verdim. Bana gereken yiyecek bir mutfak dolabına sığardı.

Market rafları boşaldı geçen hafta. Çamaşır suyu, kolonya, makarna, plastik eldiven, tuvalet kağıdı kalmadı. Karantina söylentileri ortalıkta dolaşıyordu. Neyse ki marketlerin ve kolonyacıların online sipariş siteleri çalışıyordu ve ihtiyacım olabilecek herşeyi sipariş verdim. Ve kendimi küçük odanın karşısında buldum. Kilere mi çevirseydim?

Korku…Yine karşı karşıyaydık işte. Hiç bir zaman tamamen ortadan kaybolmamış ki. Gölgelerin ardına saklanmış sadece. Doğru zamanı kolluyormuş karşıma çıkmak için. Sadece beni değil, kitleleri eline geçirmişti işte, tek bir hamleyle. Hayatlarını, sağlıklarını, sevdiklerini, işlerini, bildikleri ve aşina oldukları dünyayı kaybetmekten korkuyordu insanlar. Tuvalet kağıdı simgesi olmuştu bu kitlesel paniğin. Evde tuvalet kağıdının olması, her türlü virüs salgınıyla aramızdaki en güçlü bariyerdi. Bir de kileriniz varsa üstüne ne ala.

Ya evsizler ne yapsın? Mülteciler? Evin içinin dışından daha tehlikeli olduğu, şiddet gören kadınlar?

Whats up gruplarındaki yazışmalar çoğumuzun benzer ve kaygı dolu bir ruh halinin içinden geçtiğine işaret ediyor. An be an, ülke ülke ölü sayıları paylaşılıyor; birlikte hangi sorunu çözebiliriz, nasıl bir fayda üretebilirizi tartışmaktan ziyade, dikkat olumsuz haberlere yönlendiriliyor. Hijyen hiç olmadığı kadar gündemimizde ve kendimizi koruma altına alıyoruz. Mecbur kalmadıkça evden dışarı çıkmayarak, risk altındaki 60 yaş üstü ve kronik hastalığa sahip insanları da gözetmeye çalışıyoruz. Ekonomi olumsuz etkilense de, tekrar toparlayacak güce sahibiz. Üstelik bu zorunlu izolasyon döneminde dünyanın diğer sorunlarında, örneğin hava kirliliğinde düzelme görülmeye başlandı. Özetle başımıza gelen bu felaketi biz atlatırız, atlatacağız. Ve biz insanlar sokaklardan, fabrikalardan, şehirlerden çekilmişken; dünya da kendi kendini onarma fırsatını bulacak.

Koronovirüs salgınından sonra şüphesiz pek çok şey eskisi gibi olmayacak. İş dünyası, çalışma biçimimiz, sosyalleşmemiz, selamlaşmamız vb. hepsi bugünlerin etkisini taşıyacak. Ancak nasıl bir geleceğimizin olacağı tam da bugünlerde vereceğimiz bir karara bağlı:

  • Kendimizi mi kurtaracağız? Ve dünya bu virüsle baş edebilen ”güçlülere” mi kalacak?
  • Birbirimizi gözederek, toplumun kırılgan kesimlerini de dışarıda bırakmayarak, birlikte mi bu salgının üstesinden geleceğiz?

 

Evet, biz bir şokla karşı karşıya kaldık ve korktuk. Onlar da korkuyorlar. Bu virüs salgınında, korkunun sembolü ise tuvalet kağıdı oldu. Psikologlar, tuvalet kağıdı stoklamayı kontrol isteğiyle açıkladılar. Kırılganlık ve güçsüzlük hissini, aktif olarak harekete geçerek, kontrol altına almaktı aslında bilinç altındaki güdü. Dışarıdan görüldüğü gibi aşırı bencillik değil. Hijyeni simgeliyordu tuvalet kağıdı, kendimizi koruyabileceğimizi gösteriyordu satın alma gücü. Ancak herkesin ekonomik durumu alışveriş yapmaya ve karantina günleri için stoklamaya müsait değil. ”Evden çıkmayın” çağrısı yapılıyor günlerdir, evi olmayanlara özel bir planlama yapılmadan. Sokakta yaşayanların sayısının sadece İstanbul’da 6 ile 8 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Mültecilerin yaşadığı yerler  de gerek hijyen, gerekse sosyal mesafe gibi kurallar açısından uygun seviyede değil. Dışarısı riskli, ya içerisi? Dünya Sağlık Örgütü WHO’ya göre normal zamanlarda her üç kadından birisi şiddet görüyor. Koronavirüs salgınında ise Çin’de karantina döneminde, Şubat ayında ev içinde şiddet gören kadın sayısınının üç misli arttığı tespit edildi. Dünyanın çeşitli şehirlerinde, karantina süresince kadınların eşleri tarafından evden dışarı atılmakla tehdit edildiği, şiddet gördüğü, gidecek yerlerinin olmadığı bildiriliyor.

Korkuyu kontrol altına almaya başlayınca, sadece kendi başımızın çaresine bakmanın çözüm olmadığını da net olarak görebiliyoruz. Bu dünyada hepimiz aynı teknedeyiz. Üstelik doğru bir planlama ve organizasyonla birlikte, kimseyi geride bırakmayacak şekilde ilerleyecek ağa ve çözüm üretecek kapasiteye de sahibiz. Ancak asıl mesele bizim neyi seçeceğimiz? Tuvalet kağıtlarımız, stoklarımız ve kilerimizle birlikte, kendimizi ayrı tutabilir ve dünyanın toparlanmasını bekleyebiliriz. Ancak bir gün, uzak durduklarımızla yüz yüze gelmeyeceğimizin garantisini kim verebilir? Bu bağlantısallık çağında, ”ayrı” ve ”ayrıcalıklı” kalabileceğimizi mi sanıyoruz?

David Eagleman Beyin – Senin Hikayen isimli kitabında iç ve dış grupları, empatiyi ve her birimizin bağlantılı olduğumuzu açıklıyor: ”İçinde bulunduğumuz dijital bağlantılar çağında, insanlar arasındaki bağlantıları anlamak da her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Sizin nöronlarınız, devasa ve değişken bir süper-organizmanın bünyesi içinde, gezegendeki diğer herkesin nöronlarıyla karşılıklı etkileşim içindedir. ”Siz” olarak tanımlayıp, diğerlerinden ayırdığımız şey, aslında büyük bir ağ içinde yer alan daha küçük bir ağdan başka bir şey değildir. Türümüz için parlak bir gelecek istiyorsak, insan beyinlerinin birbirleriyle nasıl etkileşim kurduğunu araştırmamız, bu etkileşimden doğan fırsatlar kadar, tehlikeleri de anlamaya çalışmamız gerekir. Çünkü beyin devrelerimize kazınmış gerçekten kaçmamız mümkün değildir: Birbirimize ihtiyacımız vardır.”

Biz, insanlar varlığımızı çağlar boyunca bir arada olarak, işbirliği yaparak sürdürebildik. Güç her zaman insanlardaydı, nesnelerde değil. Bizi şifalandıracak ve korkularımızdan arındıracak olan birlik ve beraberlik. Biz birlikte güçlü, geride bıraktıklarımız kadar da güçsüsüz. Çünkü hepimiz, birbirimizle bağlantılıyız.

Arzu Pınar Demirel
Headline Diversity Kurucusu

arzudemirel@headline.ist

Yorum yap