22 NİSAN DÜNYA GÜNÜ

Arzu Pınar Demirel – Headline Diversity Kurucusu & IMPACT2030 Bölgesel Sesi

Dünyanın binbir rengi

Doğada biyolojik çeşitlilik kaybı giderek artarken, dünyanın geleceği de tehlikede. Farklılıkları kapsamayan topluluklarda olduğu gibi.

22 Nisan, 50 yıldan bu yana Dünya Günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de de bilinmesine rağmen, bu gün bizde dünyadaki kadar popüler değil. Google aramalarında Dünya Günü yerine, öncelikle Mutluluk Gününün çıkması, medya ve sosyal medyada fazla dile getirilmemesi bana bunu düşündürüyor. Oysa içinden geçtiğimiz salgın, gerçekte neyin değerli olduğu ve doğanın dengesiyle fazla oynanmaması gerektiğini bizlere gösterdi. Bilim insanlarına göre, insanlara bulaşan bakterilerin, virüs ve parazitli hastalıkların üçte ikisinden fazlası hayvanlardan geliyor. Koronavirüs salgınının çıkış noktası da Çin’in Wuhan şehrindeki vahşi hayvan pazarlarıydı. Çin’deki vahşi hayvanların tüketimi bu sefer tüm dünyaya çok pahalıya patladı.

İklim değişikliği, doğadaki insan yapımı değişiklikler, ormansızlaşma ve arazi kullanımı,  yoğun tarım ve hayvancılık üretimi veya büyüyen yasadışı yaban hayatı ticareti gibi biyolojik çeşitliliği bozan suçlar hem Koronavirüs benzeri salgınların yayılımını etkiliyor, hem de dünyamız için başlıbaşına tehlike olmaya devam ediyor.
22 Nisan Dünya Günü, (İngilizce’den birebir çevirirsek ”Mother Earth Day” Toprak Ana Günü) bu tehlikeye dikkat çekmek için var.

Çalışanların online katılımı için kaynaklar

Bazı şirketlerin evden çalışmaya geçtiği bu dönemde, çalışanları, dünyada bu günle ilgili çeşitli etkinliklere online olarak dahil etmek veya farkındalıklarını artırmak için bazı kaynaklar:

Avrupalı ​​CEO’lar ve bakanlar  ”Yeşil Kurtarma” kampanyası başlattı

Bu salgın bana sınırlarımızın olduğunu ve doğayla, dünyayla uyum içinde yaşamanın ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Dünyanın hakimi olduğumuzu, geri kalan herşeyin de bizim hizmetimizde olduğunu düşünüyor olabiliriz. Ancak bir virüs, bir anda binlerce insanın ölümüne yol açabildi. Ya dünyaya çarpabilecek bir gök cismi neler yapabilir? Medeniyetimiz bir anda yok olabilir. Teknolojimiz bizi korumaya yetersiz kalabilir. Biz insanlar dünyanın bir parçasıyız. Hakimi ya da, üstünü değiliz. Koronavirüs salgını sırasında dünyanın pek çok ülkesindeki karantina, trafik ve endüstriyel faaliyetlerin durma noktasına gelmesi nedeniyle hava kirliliğinde gözle görülür bir azalma meydana geldi. Dünya yavaş yavaş iyileşiyor.Varlığımız değil, tam aksine yokluğumuz dünyayı kendine getiriyor.

Katıldığım uluslararası, online bir toplantıda sorulan anlamlı bir soru dikkatimi çekti. Bu krizle baş etmeye çalışırken, verdiğimiz kararlarda günü mü kurtarıyorduk, yoksa geleceğimizi düşünerek, daha önce yaptığımız hataları tekrarlamayarak, sürdürülebilirliğe yatırım yapıyor muyduk? Yani dünyaya, doğaya, insanlara, canlılara zarar vermeyi sona erdirmek; yaşam tarzımızı, alışkanlıklarımızı, iş yapma biçimimizi değiştirmek üzerine düşünmeye başlamış mıydık?

Avrupa Birliği Çevre Komitesi Başkanı Pascal Canfin

Yangın varsa, önce onu söndürmeli” diyenler vardır. Ancak bu bakış açısı dünyanın her yerinde hakim değil. Örneğin Avrupa Birliği’nde, Koronavirüs döneminde ülkelerin, büyük şirketlerin ve sivil toplumun liderleri  Yeşil Anlaşma için bir araya geldiler. Amaç  yüzyılın ortasında, dünyanın iklim açısından ilk nötr kıtası olma hedefine ulaşmak için AB’yi yoluna sokacak projelere yatırım yapmaya teşvik etmek. Bu anlaşmaya öncülük eden AB Çevre Komitesi Başkanı Pascal Canfin, “Ekonomiyi yanlış yönde yeniden başlatırsak, iklim krizi duvarına çarparız.” diyor. “Yeşil bir iyileşme için tüm enerjileri birleştirmeliyiz.” CEO’lar, araştırmacılar, politika belirleyenlerden oluşan 180 kişinin katıldığı Avrupa Yeşil Anlaşması ve diğer ulusal sıfır karbon kalkınma planları gibi projelerin, ekonomiyi geliştirmek ve yeni bir refah modeli oluşturmaya katkıda bulunmak için büyük bir potansiyele sahip olduğu belirtiliyor. İyileşme planı, iklim değişikliğine karşı mücadeleyi “ekonomik stratejinin çekirdeği” olarak benimsiyor. Bu anlaşmaya katılan şirketler Unilever, Volvo Group, Iberdrola SA ve EON SE.

Doğada hiçbir şey tek başına değil

Der Spiegel Dergisi:  ”İnsanlık açısından iklim krizi ve türlerin yok olması, -ne kadar tehlikeli ve ölümcül da olsa- viral bir hastalıktan çok daha büyük bir tehdittir.”

Koronavirüs salgını kalıcı bir değişime yol açacak mı? Dünyaya daha fazla zarar vermeyeceğimiz, yeni bir sistem kurgulayacak mıyız? Yoksa facialarla yüzleştiğimizde mi akıl başa gelecek? Cevapları zaman gösterecek.

Ancak şurası çok açık ki; doğayla uyum içinde yaşamalıyız. Koronavirüs salgınına aşı bulunup, tekrar sokaklara çıkıp, sosyalleşmeye başladığımızda; uçaklar uçup, fabrikalar açıldığında her şey eskisi gibi olursa çok şey kaybetmiş oluruz. Geleceğimiz her şeyin eskisi gibi olmamasına ve bu salgından ders almamıza bağlı. Şu ana kadarki göstergelerse maalesef pek iç açıcı değil. Şeffaflık (halkların erken uyarılması ve doğru verilerin paylaşılması) ve kapsayıcılık (Çin Krizi denerek başlayan süreç, dünya genelinde ayrımcılığın yayılmasıyla devam etti) açısından parlak bir tablo çizildiği söylenemez. Oysa dünyanın sorunlarının üstesinden gelmemiz dayanışmayla mümkün. Hatta ülkeler arası dayanışmayla.

Doğa tek bir tür ve tek bir renkten oluşmuyor, tıpkı insanlar gibi. Sadece bir menekşenin 400’ün üzerinde türü var. Doğa çeşitliliğe dayanıyor. Yeni bir gelecek kurgularken, dünyanın binbir renginden ilham alabiliriz. İnsanları tek tipleştirmek, birbirinden ayırmak, güvensizlik ve korkuyla duvarlar örmek yerine iletişim kurmayı, işbirliği yapmayı, bir felakete sürüklenmektense, dünyadaki yaşamı sürdürmek için birlikte yol almayı deneyebiliriz. Her bir insanın içindeki özgünlükle, potansiyelini gerçekleştirebileceği, yetenekleriyle katkıda bulunacağı bir toplum düzeni kurgulayabiliriz. Doğanın çok renkliliğini yaşamlarımıza katabiliriz. Gri beton şehirlerin yerini daha fazla yeşillik, asık suratlı insan yüzlerinin yerini, mutlulukla ışıldayan, güler yüzlü kişiler alabilir.

Virüsler tek tiptir. Virüsler canlı değildir. Virüsler ancak canlı bir hücrenin enzimlerini kullanarak çoğalabilirler. İnsanlar canlılığını, neşesini, kimliğini, farklılığını, rengini kaybettiğinde meydan virüslere kalır. Kendimiz için istediğimiz bu mudur?

Arzu Pınar Demirel
Headline Diversity Kurucusu

arzudemirel@headline.ist

 

 

 

 

 

Yorum yap