İYİMSERLİĞİN GÜCÜ POLYANNA’NIN ZAYIF REPUTASYONUNU YENER Mİ?

İTÜ ARI Teknokent İnsan Kaynakları Yöneticisi Sezin Alp Kızılkaya

İyimserliğin Gücü Polyanna’nın
Zayıf Reputasyonunu Yener mi?

Pozitif düşünceyle ilgili bugüne kadar pek çok şey söylendi. Olumlu düşüncenin başınıza olumlu şeyler getireceğine yönelik önermeye sizler de aşinasınızdır. Hiçbir şey yapmadan, sadece oturduğumuz yerde olumlu düşünerek istediklerimize kavuşacağımıza ilişkin safça yorumları bir kenara bırakırsak, pozitif psikoloji bize iyimserliğin hedeflerimize ulaşmada güçlü bir kaynak olduğunu gösteriyor.

İyimserlik aslında 1970’lerin sonuna kadar psikoloji çevrelerinde pek de makbul bulunan bir özellik değil. Bu yıllarda yaygın kanı, iyimserliğin geleceğe yönelik tarafsız ve gerçekçi bir bakış açısı sunmadığı ve bu nedenle psikolojik toyluk ve karakter zayıflığına işaret ettiği yönünde. Olumsuz anlamda safça bir iyimserliğe vurgu yapan “polyannacılık” tabirinin dile yerleşmiş olması bu anlamda tesadüf değil.

1979 yılında Lionel Tiger, iyimserlikle ilgili görüşlere farklı bir boyut katıyor. İyimser düşünmenin bir zayıflık değil; tersine, insan türünün devamı için evrimleşen bir kişilik özelliği olduğunu belirten Tiger, hastalık, türümüzü tehdit eden tehlikeler, ölümün kaçınılmazlığı gibi olgulara karşı iyimser yaklaşan insanların kötümserlere nazaran çok daha mücadeleci, azimli ve motive olduklarını ortaya koyuyor. İyimserlere yaşadıkları zorluklar karşısında bu azim ve motivasyonu veren temel güç ise her şeyin yoluna gireceğine olan inançları. Daha sonra yapılan çalışmalar da iyimserlerin problem çözme konusunda kötümserlere nazaran çok daha ısrarcı olduğunu gözler önüne seriyor.

Azim, motivasyon ve problem çözme konusunda kararlılık… İş ilanlarında sıkça gördüğümüz sıfatlar öyle değil mi? Gerçekten de günümüz çalışma dünyası için azim, yılmazlık, kendi kendini motive edebilme, problem çözmede kararlılık gibi nitelikler her geçen gün daha da önem kazanmakta. Üstelik Martin Seligman’ın yaptığı çalışmalar iyimserliğin sadece iş dünyası değil diğer pek çok alanda da başarı getirdiğini gözler önüne seriyor. Buna göre iyimserler kötümser akranlarına nazaran daha yüksek akademik başarı, daha iyi spor performansı ve satış gibi çeşitli mesleklerde daha yüksek başarı elde ediyor.

İyimserlik doğuştan gelen bir kişilik özelliği ve ben böyle doğmamışım diye düşünüyorsanız iyi haberlerim var! Yapılan çalışmalar iyimserliğin %25 oranında kalıtımsal olduğunu gösteriyor, içinde büyüdüğümüz aile ortamı, maddi güvenlik gibi faktörler de daha sonra iyimserliğin gelişimini destekliyor; ne var ki iyimserlik bir karakter özelliği olmanın yanısıra seçmekte özgür olduğumuz bir açıklama tarzı da. Yani iyimser olmayı öğrenebiliriz.

Peki ama nasıl?

Martin Seligman, hayatımızda iyimserliğe daha fazla yer açmamız için öncelikle seçtiğimiz olumsuz açıklama tarzlarının farkına varmamızı öneriyor. Olumsuz açıklama tarzı ile somut olumsuz durumlardan ziyade, nesnel kanıtı olmayan, zihnimizde yarattığımız olumsuz düşünce ve görüşlerimizi kastediyor. Bir süredir arayıp sormayan bir arkadaşımızın artık bizden hoşlanmadığını varsaymak ya da işle ilgili yeni fikirlerimizin beğenilmeyeceğini düşünmek gibi. Her iki durumda da elimizde somut kanıt yoksa, sadece varsayımlarımızla hareket ediyorsak en iyi ihtimalle yaşam alanımızı daraltıyoruz demektir. Seligman, olumsuz açıklama tarzlarımızı farkedip daha iyimser ve bize hizmet edecek olanlarla değiştirmemizi öneriyor. Ne dersiniz iyimserliğin nimetlerini hayatımıza sokmamız için denemeye değmez mi?

Victor Frankl, insanın içinde bulunduğu koşullar ne olursa olsun tutumunu belirlemekte özgür olduğunu söylemişti. Frankl’a selamla, bu özgürlüğümüzü bize hizmet edecek seçimlerle kullanmak umuduyla… İyimserlik sizinle olsun…

Sezin Kızılkaya

ARI Teknokent İnsan Kaynakları Yöneticisi & Profesyonel Koç

 

Bu yazıda faydalanılan kaynaklar:

Pozitif Psikoloji (Alan Carr), Kaknüs Yayınları (2016)

İnsanın Anlam Arayışı (Victor E. Frankl) Okuyanus

Learned Optimism, Martin E.P. Seligman

Yorum yap