Gönüllülük Çalışanlara da Şirketlere de İyi Geliyor

Çeşitlilik ve Kapsayıcılık İçin 5 Güçlü Mesaj

Arzu Pınar Demirel

“Asıl nokta bizim hayattan ne beklediğimiz değildir, daha ziyade hayatın bizden ne beklediğidir.”
Viktor E. Frankl

Ruhsal rahatsızlık insanları damgalanma riskiyle karşı karşıya bırakan, gizli tutulması gereken bir durum olarak görülürdü. Korona salgınının ve sosyal izolasyonun ruhsal sağlığa olan etkilerinin artmasıyla, artık bu konunun varlığını kabul etme ve konuşmaya başlama yolunda aşama kaydettik. Hatta şirketler ruhsal esenliği gündemlerine almaya başladı. Zihinsel olarak çalışanların rahatlamasını ve stresle baş etmelerini destekleyen etkinlikler düzenliyor, psikolog desteği veriyor, spor ve sağlıklı yaşama teşvik ediyorlar. Çeşitlilik ve Kapsayıcılık çalışmalarında da bu dönemde artış görüldü. Çalışanların kendilerini ‘‘dışarıda bırakılmış’’ ve yalnız hissetmemeleri önemliydi. Ne kadar doğru yönetilirse yönetilsin, bu süreçte stres ve kaygının artmasıyla, ruhsal değişikliklerin yaşanması oldukça normaldi.

Psikiyatr Viktor E. Frankl’e göre zorluklarla nasıl başa çıkılabileceğimizi bağlam ya da koşullar değil, aksine kararlarımız ve düşüncelerimiz belirliyor. Bir amacı olan ve bu amaca tutunan insanların psikolojik dayanıklılığı da güçleniyor. Viktor E. Frank bu öngörüyü Almanların toplama kamplarında elde etti. Koşullar değiştirilemeyecek kadar zor ve acı katlanılamayacak derecedeyse, neden bazı insanlar yaşamlarına son vermeyi seçerken, bazıları hayata sımsıkı tutunabiliyordu? Bu soruları soran Frankl’ın yolunun vardığı nokta anlam ve amaç oldu.

Bugün bir salgın, yarın belki başka bir şey, hayat zorluklarla iç içe… Zorluklarla çevrelenmişken iyiymiş gibi yapmak ya da umutsuzluğa kapılmak yerine, hayatımıza anlam veren şeyleri katmak bizim elimizde. Topluma fayda sağlayan çalışmalara gönüllü olmak bunlardan birisi olabilir. Üstelik şirketler de gönüllülük programlarını hayata geçirerek çalışanların katılımını kolaylaştırabilir. Yaşama anlam katmasıyla birlikte çalışan gönüllüğünün 5 faydası daha:

Mutluluğu artırıyor
Bir başkasının hayatına karşılık beklemeden dokunup fayda sağlamak beynin kimyasını değiştiriyor. Araştırmalara göre gönüllü çalışmalar, haz ve mutluluktan sorumlu dopamin, endorfin ve oksitosin hormonlarının salgılanmasını destekliyor. Aynı anda strese yol açan kortizolün düşmesi de dikkat çekici. Bu durum orta ve uzun vadede sağlık üzerinde kalıcı etki bırakıyor. Bağışıklık sistemi güçlenirken, kronik ağrılar, tükenmişlik sendromu, depresyon riski gibi olumsuzluklarda azalma gözleniyor.

Empati ve kapsayıcılığı geliştiriyor
Gönüllülük etkili bir deneyim, gelişim ve dönüşüm fırsatı sunuyor. İnsanları alışık olduğu çevrenin dışına çıkararak ‘‘ötekilerle’’ bir araya getiriyor ve yeni bir perspektif kazandırıyor. Birlikte paylaşılan deneyim farklılıklar kadar benzerliklerin de olduğunu gösterirken, önyargıların dönüşmesine olanak tanıyor, empati ve kapsayıcılığı geliştiriyor.

Network’u genişletiyor
Sizinle aynı konuları önemseyen insanlarla bir araya gelmek, sosyal ağı genişletmek ve topluluğumuzla bağ kurmakta da gönüllülük etkili. Yeni arkadaşlar edinirken, kariyerinizi geliştirecek fırsatlarla da karşılaşılabilir.

Sosyal fayda sağlıyor
Eğitimde fırsat eşitliğinden çevre kirliliğine dünyanın sorunları gün geçtikçe büyüyor. Bu durum çözümü başkalarından beklemenin ve sosyal medyada görüşlerimizi paylaşmanın ötesine geçmek gerektiğini, sorumluluk almadıkça bir değişim olmayacağını da gösteriyor. Küçük veya büyük demeden, her birimiz katkıda bulunabiliriz.

Çalışan bağlılığını yükseltiyor
Araştırmalar çalışanların sosyal sorunlara duyarlılığının arttığını ve şirketlerinden çözümün parçası olmasını beklediğini gösteriyor. Çalışanlar KSS ve gönüllülük çalışmalarında bulunan şirketleri tercih ediyor. Çalışan gönüllülüğü programlarına katılan çalışanların işveren algısı olumlu yönde gelişiyor ve şirkete bağlılığı da yükseliyor.

Gönüllülük hem insanlara, hem şirketlere iyi geliyor.

Arzu Pınar Demirel
PERYÖN’ün Popüler Yönetim Dergisi’nde, Haziran 2021’de yayınlanmıştır.